KÜRE BELEDİYE BAŞKANI KAMİL AYDINLI’NIN ÖZGEÇMİŞİ

1970 Küre doğumluyum. İlk ve Orta öğrenimimi Küre’de, Lise öğrenimimi Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi’nde tamamladım. 1998-2009 Yılları arası Küre Belediyesinde Emlak ve Kütüphane servisinde görev yaptım. 29 Mart 2009 VE 30 Mart 2014 Yıllarında yapılan Mahalli İdareler seçimlerinde M.H.P.adayı olarak Belediye Başkanı seçildim.Evli ve 3 çocuk babasıyım.

BAŞKANIN MESAJI

Kıymetli Hemşerilerim,

29 Mart 2009 ve 30 Mart 2014 Tarihlerinde yapılan Mahalli İdareler Seçimlerinde vermiş olduğunuz kıymetli oylar ve teveccühlerinizle Belediye Başkanı seçildim.
Küre hepimizin doğup büyüdüğü, ekmeğini yediği, suyunu içtiği, gayesi, amacı, sevdası. Biz göreve geldiğimiz andan itibaren Küre’nin ve Kürelinin herşeyin en iyisine layık olduğunu, en iyisini hakettiğini düşünerek hareket ediyor, hizmet ve çalışmalarımızı bu yönde yapıyoruz.
Değişim, yenilik, modern, çağdaş sosyal bir yaşam alanı düşüncesi ile çıktığımız bu yolda belediyecilik hizmetlerinin en üst seviyede yapma gayret ve çabası içindeyiz.
Belediye Başkanlığı olarak ben ve tüm personelim ilçemizi hak ettiği yere taşıyabilmek için, insanlara gururla işte benim memleketim dedirttirebilmek için gecemizi gündüzümüze katarak çalışmaktayız.
Bizim davamız Küre’yi kalkındırmak ve ileriye taşımak. Bunun için siz kıymetii hemşerilerimin yoldaşlığını canı gönülden bekliyor, kapımız ve yüreklerimizin ardına kadar açık olduğunu belirtirim.
Mutlu, umutlu, kalkınmış bir Küre’de yaşamak dileğiyle saygılarımı sunarım.

KÜRE BELEDİYESİ BELEDİYE BAŞKANLARI

KÜRE BELEDİYESİ’NDE GÖREV YAPMIŞ BELEDİYE BAŞKANLARINA AİT BİLGİLER

 

 

ADI SOYADI                   DÖNEMİ                               ADRESİ                             TELEFON

Ayhan Er                         1977-1989                         Saman Mahallesi                     (0537) 203 19 25

Aksu Sokak No:5/3
Küre/KASTAMONU

 

 

 

Ahmet DEMİRTAŞ          1989-1994                         Camievsat Mahallesi               (0543) 890 65 35

Atatürk Caddesi

No:38/102

Küre/KASTAMONU

 

 

 

K.Engin AYRANCI        1994-2009                          Camievsat Mahallesi               (0532) 274 19 32

Kaymakamyolu Sokak

No:11

Küre/KASTAMONU

 

 

1   1994-1999-2004 KEMAL ENGİN AYRANCI
Doğum Yeri: KÜRE
Doğum Tarihi: 1961
Eğitim: LİSE
Mesleği:
Partisi:
21989 AHMET DEMİRTAŞ
Doğum Yeri: KÜRE
Doğum Tarihi: 1952
Eğitim: ORTAOKUL
Mesleği:
Partisi:
31977-1984 AYHAN ER
Doğum Yeri: KÜRE
Doğum Tarihi: 1933
Eğitim: İLKOKUL
Mesleği:
Partisi:
41968 RAHMİ ÖZKAN
Doğum Yeri:
Doğum Tarihi: 1929
Eğitim: ORTAOKUL
Mesleği: NAKLİYECİ
Partisi:

 

Küre’de Bayramlar

RAMAZANLAR

Eskiden ramazanlar çok daha eğlenceli idi.Ramazan boyunca evlerde pek yemek yapılmaz ramazan pidesi alınırdı.Her fırın müşterisinin cabasını(toprak kap içine doğranmış et ve nevalesi) pişirmek zorunda idi.Akşemseddin Camiinde öğle ve ikindi namazı öncesi dört Hafız tarafından mukabele okunur, akşamları minare yağ kandilleriyle aydınlatılırdı.O yıllarda din görevlilerinin aylığı yoktu sadece imam ve müezzine vakıflarca sembolik bir ücret ödenirdi ama geçinmek için yeterli değildi.Onlarda esnaflık yaparlar, ramanzanda esnaftan toplanan paralarla idare ederlerdi.Ayrıca Ramazan boyunca akşam ve sahur yemekleri belli aileleler tarafından Fetvane denilen müftülük binasına getirilir görevli ve hafızlar burada yemekleri yerlerdi.Ramazan topunu da ramazan davulunu çalanlar atarlardı.Ramazan onbeşinden sonra evlerden bahşiş toplarlar maniler söylerlerdi.

Ramazan manisine bir örnek;

 

İşte geldim hüküm hüküm

Davulum sırtımda yüküm

Aaa benim Mehmet Ağam

Evvela selamün aleyküm.

 

Aşağıdan geze geldim

İnci mercan dize geldim

İki gözüm Mehmet Ağam

Arzuladım siz geldim.

 

Yeni cami direk ister

Söylemeye yürek ister

Benim karnım toktur amma

Arkadaşım börek ister

 

Ne uyursun ne uyursun

Bu uykudan ne bulursun

Al abdesti kıl namazı

Cenneti alayı bulursun

 

Sahur vakti kalmak gerek

Sünnet imiş yemek yemek

Ta ezelden adet olmuş

Davulcuya bahşiş vermek

 

Halepten geldim halepten

İplik çektim ben kelepten

İki gözüm Mehmet Ağam

Sabah oldu çık dolaptan..

 

Bayram sabahları namazdan önce dört hafız minareye çıkar hep bir ağızdan tekbir okunur ve sala verirlerdi.O esnada evlerde kadınlar çeşmelere su doldurmaya giderler buna SALA suyu denir, namaz sonrası yenek yemekte bu su içilir, gerek iftar vaktinde gerekse bayram namzası sonrası köylerden gelen varsa kimse han ve kahvehanelerde bırakılmaz muhakkak evlere yemeğe götürülürdü.

 

 

 

KURBAN BAYRAMI:

Kurban Bayramı hazırlıkları günler öncesinde hatta Ramazan Bayramının bitimiyle başlar.Çünkü kimi zaman kurbanlıklar aylar öncesinden alınır. Evde bayram temizliği, bayram tatlısı ve börekleri günler öncesinden hazırlanır. Arefe günü kurbanlıklara kına yakılır, mezarlık ziyaretleri kimi evlerde arefeden tamamlanır.Bayram sabahı erkenden kalkılır. Erkekler bayram namazı kılmak için camiye gider. Namazdan sonra camidekiler birbirleriyle bayramlaşır. Eve dönüşte ev halkı ile bayramlaşılır.Kahvaltıdan sonra kurbanlık kesilecek yere götürülür. Kurban sahibi kurban için tekbir getirir. Kurbanı kendisi kesebilenler kendisi, kesemeyenler ise ilçe mezbahanesinde kasaplara sözlü vekalet vererek kurbanını kestirirler.. Kurban sahipleri kurbanın kesiminden sonra iki rekat namaz kılar. Kurban etinden paylar hazırlanarak kurban kesmeyenlere dağıtılır. Evde kavurma yapılır. Gelen misafirlere yemekle beraber kavurma ikram edilir. Bayram süresince büyükler ve özellikle yaşlılar ziyaret edilerek bayram kutlaması yapılır.

Kültürümüzden Örnekler

 

İlçemizde 2000’li yıllara kadar doğum, sünnet, evlenme vs. etkinlikler önemli bir kültür etkinliği idi. Teknolojinin gelişmesi, hayat şartlarının zorlaşması, gençlerimizin bu tür adet ve ananelere çokta değer vermemesi nedeniyle zaman içinde bu değerlerimizi azalmış olmakla bazı kesimlerce ilçemizde hala bu değerlerimiz yaşatılmaya çalışılmaktadır.

 

BEŞİK BELEME;Yeni doğan bebek 40 günlük olduğunda bebeğin evinde dua ve mevlit okunur.Komşu ve akrabaların katılımıyla yapılan bu toplantı sonunda bebek tüm ziyaretçilerin ellerinde dolaştırılır.Bebeğe hediyeler takılır ve duanın sonunda bebek tekbir ve dualarla bebeğin anne tarafınca hazırlanmış (döşenmiş olan) beşiğine(yatağına) yatırılır.Konuklara ikramlar da bulunulur.Bu ikramın olmazsa olmazı yöreye has kaşık helvasıdır.

 

DİŞ BUĞDAYI:Eski bir Türk geleneği olan diş buğdayı bebeğin ilk dişi çıktığında yapılan törendir.Günümüzde çok seyrekte olsa bazı ailelerce yapılmaktadır.Genellikle aile arasında yapılan bu törene yakın akrabalar ve aile dostları katılır.Bebeğin üzerinden bereket içinde, sağlıklı bir yaşam sürmesii bereketli bir hayatı olması dilekleri ile buğday serpiştirilir.Tören ilahi, dua eşliğinde sonladırılır.

 

SÜNNET: İlçede ailenin devamı, soyun devamı, soyadının sürmesi  düşünceleri ile erkek çocuğuna ayrı bir önem verilir. Erkek çocukları için iki büyük geçit vardır.Sünnet olmak, evlenmek. Anne baba içinde alınacak iki evlat muradı vardır. Çocuğunun sünnetini ve evlenmesini görmek.Onun için sünnete büyük ehemmiyet verilir. Eskiden mutlaka her sünnet düğününde davul zurna ekibi veya mehter ekibi yer alırdı. Sünnet hamamı düzenlenir, sünnet hamamından çıkan çocuk sünnet elbiseleri giydirilerek , süslenmiş atlarla ilçede gezdirildi.Modern çağla birlikte ne yazıkki tüm bu adetler kaybolarak düğün salonlarında yapılan eğlencelerle yetinmek zorunda kalındı.

Yöresel Yemeklerimiz

İlçemize has tatlar Küre Mantısı, Yer Yaprağı Dolması, Ecevir Çorbası, Banduma(Islama), Ekşili Pilav(Ebegümeci), Haluşka’dır. Son zamanlarda ilçemizde şifa deposu yeni bir tat yapılmaya başlanmıştır. Astım, öksürük, bronşit, grip
nezle ve balgama şikayetlerinde tedaviyi destekleyici bir özelliği olan çam kozalağından reçel yapımı ilçemizde yeni yeni başlanmış ve halkımızca oldukça rağbet görmeye başlamıştır.

Küre Mantısı
Yapılışı:
Una 1 yumurta kırılıp tuz serpilir ve su eklenerek yoğurulur. Mantı hamuru katı yoğurulur. İyice yoğurulan hamur üzeri örterek dinlendirilir. Rendeden çekilen soğanlar kıymayla buluşur ve karıştırılır. Üzerine karabiber, pul biber ve tuz serpilip  yoğurulur. Dinlenen hamurdan 4 beze kesilir ve 3 beze mantı için açılıp kare kare kesilir. Kare kesilen hamurların üzerine kıymalı harç koyularak kenarlarından bastırılarak kapatılır. Mantının uçları lale şeklinde açık kalır. Hazırlanan mantıların pişeceği tepsi yağlanır ve mantılar tepisye dizilir. Ocağa alınan tepside mantılar  kızartılır. Kızaran mantıların üzerine 1 litre kadar kaynar su dökülür ve üzeri açılan son yufka ile kapatılır. Mantılar

güzelce üzerinde yufkayla pişer.
 

YER YAPRAĞI(KABALAK) DOLMASI:

Malzemeleri:

Yer yaprağı
Mısır unu-Buğday Unu
Bulgur-Pirinç
Llor peyniri veya çökelek
Süt
Kuru soğan
Taze soğan
Maydanoz
Nane
Sıvıyağ
Tereyağı

YAPILIŞI:Yer yaprakları plastik bir kaba konularak bol suda yıkanır. Bir tencereye kaynar su konulur, yapraklar orta ocak ateşte 5 dakika haşlanır. Kuru soğanlar soyulup temizlendikten sonra küp küp doğranır. Taze soğan, maydanoz, nane bol sudan geçirilerek ince ince doğranır. Bir çay bardağı ölçülerindeki pirinç ve bardağı bulgur bir kaba konularak yıkanır. Lor peyniri veya çökelek, ince ince doğranmış sebzeler, 1 tatlı kaşığı karabiber ve bir tatlı kaşığı tuz eklenir. Doğranmış olan soğanlara 1 yemek kaşığı tereyağı ve sıvıyağ eklenerek orta boy tavada orta ocak ateşte kavrulur. Haşlanan yer yaprakları tencereden alınarak soğuk suya bırakılır. Yapraklar kevgir yardımı ile süzülür. Harcın içerisine 1 bardak mısır unu, 1 lt süt eklenerek karıştırılır. Sebze ve bulgurlu pirinçten oluşan malzemelere kavrulan soğanlar da eklenerek iyice harmanlanır. Yaprakların sadece ucu alınarak ortaya malzemesi konulup önce kenarlarından kapatılıp sarma gibi sarılır. Tencereye dizilen yaprak sarmalarının üzerine kapak kapatılarak yarım litre süt eklenir. Süt kaynamaya başladığında üzerini geçecek kadar kaynar su eklenir. Ortalama 15 dk kadar sonra 1 tatlı kaşığı tuz eklenerek toplam 40 dakika kadar pişirilir. İstenirse sarımsaklı yoğurtla servis edilebilir.

 

 

 

 

 

 

ECEVİT ÇORBASI

Bu çorba ilçemize bağlı Uzunöz Köyünde bulunan Ecevit Hanı adlı yolcu hanında pişirilir ve gelip geçen yolcular ile çevre halkı tarafından tüketilirmiş.  Anlatıla anlatıla ünlenen bu çorba zamanla “Ecevit Çorbası” olarak ünlenmiştir.

 Kastamonu genelinde bu isimle bilinir. 1318 yıllarından beri yapıldığı bilmen çorba 1925’de Şapka ve Kıyafet İnkılabı için Kastamonu’ya gelen Atatürk’ün Küre ve İnebolu’ya yaptığı ziyaret esnasında Ulu Öndere de ikram edilmiştir.

 

Malzemeler:
Pirinç
Su
Tuz
Terbiyesi için:
Yoğurt
Un
Yumurta sarısı
Üzeri için:
2 çorba kaşığı tereyağ
Nane
Yapılışı:
Pirinç 1 saat önce ıslatılır, süzülür, tekrar su eklenerek haşlanana kadar kaynatılır. Terbiyesi için yoğurt, yumurta sarısı, bir tutam nane, biraz tuz eklenerek bir kasede çırpılır ve kaynamakta olan pirinçlerin üzerine karıştırılarak eklenir. 10-15 dakika kaynatılan çorbaya kıvamına göre su ilave edilebilir. Kaynayan çorbaya nanesi de eklenip bir taşım daha kaynatılır.
Tereyağı bir tavada kızdırılıp çorbanın üzerine eklenir, harmanlanır ve ocağın altı kapatılır.
Sıcak servis edilir.

 

BANDUMA :

Kastamonu yöresel yemeklerinden olan Banduma tavuk eti ya da hindi eti kullanılarak yapılır.Banduma , bandıma hatta ıslama diye de bilinir.

Malzemeleri

Tavuk veya hindi

Tereyağı, sıvıyağ, margarin

Tuz

Yufka(Köy Yufkası veya kuru yufka)

Yarım su bardağı çekilmiş ceviz içi

Yapılışı: Tavuk veya hindi yumuşayıncaya kadar haşlanır. Haşladıktan sonra suyunu ayrı bir kaba alınır. Bu su yağılı değilse içine bir kaşık tereyağı atılabilir. Ayrı bir kapta tereyağı, sıvıyağ ve margarin kızarana kadar eritilir. Yufkalar açıp üç parçaya bölünür. Bölünen her parça rulo sarıp yaklaşık dört parmak kalınlığında parçalara ayırılır. Bir tepsiye bir kaşık erimiş terayağı gezdirilir. Yufkalar bir maşa yardımıyla önce tavuk suyuna batırılıp akabinde tepsiye dizilir. Bu şekilde tepsiyi tamamen doldurup birinci sıra tamamlandığında üzerine  bir kaşık kadar  tereyağı ve bir tutat ceviz içi gezdirilir. Yufkalara aynı işlemi tekrarlayarak ikinci kat tamamlanır. Ceviz ve tereyağı eklenerek üçüncü kat da tamamlanır. Üzerine yeniden ceviz ve tereyağı eklenir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

EKŞİLİ PİLAV(EBEGÜMECİ)

Malzemeler:
Ekşimiş yoğurt
Siyez bulguru
Pirinç
Kuru soğan
Taze soğan
Dereotu
Maydanoz
Ebegümeci
Isırgan otu
Nane
Domates veya domates sosu
Domates salçası
Biber salçası
Kuru nane
Kırmızı biber
Tereyağı

Yapılışı:

Kişi sayısına göre bulgur yıkanarak suyu süzülür. Kuru soğan, taze soğan, maydanoz ve dereotu ince doğranır. Doğranan kuru soğanlar birer kaşık domates ve biber salçası ile kavrulur, üzerlerine 1 ½ bardak domates sosu eklenir.Ebegümeci, ısırgan otu, nane kavrulan soğanlarla karıştırılır.3-4 dakika sonra bulguru da kavrulan malzemelere ekleyerek üzerine sıcak su eklenir. Kuru nane ve kırmızı biber serpilen yemeğin kapağını kapatıp pişirilir. Pişen yemeğe az su ile sulandırılmış ekşimiş yoğurt eklenerek karıştırılarak yoğurdun kesilmesi engellenir. Son olarak yağda pul biberleri kavurup üzerine  dökülür.

 

 

HALUŞKA

MALZEMELER
Su
Un

Kıyma-Lor Peyniri veya Çökelek

Kuru Soğan
Yumurta
Tereyağ
Zeytinyağı
Pul Biber

Nane
Tuz
YAPILIŞI
Hamur yoğurma kabınıza yumurta, un, tuz, süt veya su azar azar ilave edilip katı bir hamur yoğurulur. Hamur nemli bir bez altında yirmi dakika dinlendirilir. Haluşka arzuya göre lor peyniri, çökelek veya soğanlanmış kavrulmuş kıyma katılarak hazırlanır. Dinlenen hamurdan mantı hamuru kalınlığında yufkalar açılır. Yufkalar iki parmak eninde önce şeritler, şeritlerde daha sonra kareler halinde kesilir. Karelerin yarısına lor, çökelek veya kıyma koyulup üçgen şeklinde kapatılır. Tencerede su kaynalatılır. Hazırlanan hamurlar kaynayan suya katılıp karıştırılır. Pişen hamurlar suyun üzerine çıkar. Süzgeç yardımıyla tepsiye alınan hamurların üzerine lor, çökelek veya kıyma serğiştirilir. Tavada eritilerek kırmızıya dönüşen tereyağı haluşkanın üzerinde gezdirilerek servis yapılır.

 

 

 

 

 

ÇAM KOZALAĞI REÇELİ

Malzemeler:
Yeşil Kozalak ( Mayıs Ayında toplanması önerilir.).
Şeker
Limon tuzu
Yeteri kadar su

Yapılışı: Yeşil kozalaklar 10-12 su bardağı su ile kaynatılır ve tülbentle süzülür. İstenirse bu su bir gün dinlendirilerek ertesi günü yeniden bir tülbent yardımıyla süzülür. Suyun miktarına göre şeker eklenerek açık ateşte yaklaşık 1,5 saat kaynatılır ve kaynamaya ve köpüklenmeye başlayınca taşmaması için kısık ateşe alınır. Kaşıkla yoğunluk kıvamı ayarlandıktan sonra limon limon tuzu eklenir. Limon tuzu eklendikten sonra biraz daha kaynaması beklenir ve toplamda 2 saat kaynadıktan sonra ateşten alınır ve sıcakken kavanozlara konulup saklanır.

Yöresel Kıyafetlerimiz

 

KADIN GİYİMİ

Başa Giyilenler:
Yazma:Başa yazma ve çar adı verilen beyaz başörtüleri takılır.Yazmaların kenarları  pul veya boncuklarla süslenmiştir.Çar adı verilen başörtünün altında beyaz bir yemeni bulunur.Çarşıya , pazara çıkarken uzun başörtüsü veya kalın kumaştan dokunmuş atkılar takılırdı.
Sırta Giyilenler:
İçlik: İçe giyilen gömlek türü giysiye denir. Genellikle ince , beyaz renkte ve pamuklu kumaşlardan dikilir, kimi zaman yakalarına ince oyalar yapılır..Kalçalardan aşağıya kadar uzundur.
Entari(Elbise): Günlül kullanımda giyilen tek parça elbisedir. Genellikle desenli ve çok renkli,cıvıl cıvıl kumaşlardan yapılır.Elbisenin altına basma kumaştan dikilmiş ayak bileklerine kadar uzanan altlıklar giyilirdi.Giyim tarzı ilçe merkezinde biraz daha modernleşirdi.Elbisenin boyu biraz daha kısalır, kumaşın kalitesi biraz daha farklılaşır, kimi zaman sırma kemerli bindallı denilen kıyafetlere dönüşürdü.

Kuşak: İlçeye bağlı köylerde bulunan kadınlar tarafından kullanılır. Elbisenin üzerine bele sarılır.El tezgahlarında renkli iplerden dokunur.

Önbezi-Peştamal -Futa: Yine ilçede ve ilçeye bağlı köylerde bulunan kadınlar tarafından takılırdı.İlçe merkezinde bulunan kadınların taktıktıkları biraz daha ince ipten dokunuz boyuna enli desenlerden oluşurdu.İlçe merkezindeki bayanlar sadece önlük takarlardı.Köylerde bulunan kadınların taktıkları diğerine göre kalın ipten olur ince sık çizgiler halinde dokunurdu.Köyde bulunan kadınların önlükleri iki parçadan oluşur hem öne hem arkaya takılırdı..İlçe merkezinde el tezgahlarında bayanlar tarafından dokunurdu genelde.

Ayağa Giyilenler:
Renkli yada siyah lastik ayakkabılar giyilirdi.
Günümüzde ilçe merkezi ve köylerde giyim konusunda fark kalmamış yukarıda anlatılan kıyafetleri giymiş kadınlara rastlamak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Ancak düğün, kına gibi özel günlerde giyilmektedir.

ERKEKLERDE GİYİM

Erkekler “zıpka” denilen önü ve arkası körüklü pantolan veya şalvar, düz yakalı gömlek ve cepken yelek giyerlerdi.Bazen süs olarak kordonlu saat, kuşak ve silahlık takılırdı.Ayağa ise tulumbacı yemenisi giyilirdi.

Düğünler

Akraba, dost vasıtasıyla veya herhang bir toplantı veya düğün, nişan vs. de tanışan, görüşen kız ve erkek tarafı birbirlerini beğenir ve bir sorun olmazsa erkek tarafınca kız tarafına görücü gidilir. Şimdilerde gençler biribirini görüp anlaşarak evlenmektedirler. İki taraf anlaşırsa Allahın emri peygamberin kavliyle erkek tarafınca kız isteme merasimi yapılır.Kız tarafı kabul ederse söz kesme adı verilen adet uygulanır ve erkek tarafınca söz bohçası hazırlanarak kız tarafına verilir. Akabinde şerbet içme adı verilen tören için kız ve erkek tarafı anlaşır. Kız ve erkek tarafı şerbet gününü ve yerini kendi yakın çevresine ve komşularına duyurur. Aynı gün eş ,dost,hısım,akraba ve komşular belirlenen yerde toplanır.Genellikle camilerde öğle namazından sonra imam tarafından Kur’an okunur,dua yapılır.Cami cemaati bu duaya amin diyerek katılır.Kurulacak yuvanın ağız tadıyla yürümesi düşüncesiyle cami çıkışı cemaate şeker veya çikolata ikram edilir.Şerbet olayında esas olan,kız ile erkeğin biribirleriyle nişanlandığının ilanıdır.Şerbet günü erkek tarafından kız için hazırlanan ve içinde altın,bilezik,giyecek gibi hediyeler bulunan valiz ile kız tarafının yakınlarına verilmek için çay ve şekerden oluşan hediye paketleri kız tarafına gönderilir. Nişanlılık dönemi ailelerin durumuna çeyiz hazırlığı, ev döşenmesi gibi hazırlıklara göre uzun ya da kısa sürebilir.Nişanlılık döneminde arada Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı geçerse erkek tarafınca kız tarafına altın, giysi,kurbanlık koç vs.hediyeler götürülür.

İlçemizdeki düğünler düğün sahibinin mali gücüne göre davullu veya davulsuz olurdu ama her halükarda adetler uygulanırdı. Eskiden iletişim sistemlerinin bu kadar geniş olmaması, davetiye sisteminin bulunmaması nedeniyle adına okuyucu denen bir kadın kapı kapı ilçeyi dolaşır ve herkesi düğüne davet ederdi. Bu okuma işi Perşembe günü olur, Cuma günü ise kız tarafına erkek tarafından verilecek hediyeler ve kızın çeyizi damadın yakınları tarafından kız evine götürülürdü. Salı günü gelin hamamı yapılırdı. Çarşamba günü damat hamamı yapılırdı. Gelin hamamında kızın arkadaşları ve yakınları eğlenceler düzenlerdi. Gelinin elbiseleri  her biri ayrı bindallı bohçalara sarılır genç kızlarca taşınırdı. Bohçaları taşıyanlara bahşiş verilirdi. Gelin dualarla giydirilir, Çarşamba akşamı yapılacak kınaya hazırlanırdı. O gün akşama kadar hamam herkese bedava açık olurdu. Çarşamba günü öğleden sonra gündüz kınası yapılırdı. Gündüz kınası genelde hem eğlence hem de öğleden sonra geline verilecek hediyelerin kabulü içindi. Bu hediyelere DÜRÜ adı verilir ve gelin bir sandalyeye oturtulur , yanını da sağdıçlık yapan ağzı iyi laf yapan birisi verilen dürüleri toplardı.Dürü toplama işi bitince eğlence ve oyunlar başlar ve bu iş için ilçede şarkı türkü söyleyen tef çalan kadınlar vardı. Bu kadınlar tefle birlikte şu türküleri söylerlerdi;

-Aslan karam gel karam

 Fındıkları bul karam

 Eller yarini bulmuş

Sende benim ol karam..

 

Yada.;

-Ak tavuk konmadın mı

 Dallara konmadın mı

 Ah tirinom konmadın mı

 Herkes yarini bulmuş

 Sen benim olmadın mı

 Ah tirinom olmadın mı

 

Akşam kınasında da bu eğlenceler yapılırdı. Akşam kınasında ayrıca geline kına yakılırdı.Gelin başında duvağı ile oturtulur, en yakını veya ilçede bu işle iştigal eden birkaç kadın kınayı yakarken kına türküsü söylenir;

Ak bakracı susuz kodun

Kız ananı kızsız kodun

Kızım kınan kutlu olsun

Düğünün mübarek olsun

 

Dağdan keserler ardıcı

Hani bu kızın sağdıcı

Kızım kınan kutlu olsun

Düğünün mübarek olsun

 

Dağdan keserler cevizi

Hani bu kızın çeyizi

Kızım kınan kutlu olsun

Düğünün mübarek olsun

 

Hani bu kızın anası

Elinde mumlar yanası

Kızım kınan kutlu olsun

Düğünün mübarek olsun

 

Bismillah deyip karın kınanı

Çağırın gelsin garip anası

Kızım kınan kutlu olsun

Düğünün mübarek olsun

 

 Hani bu kızın anası

 Elinde mumlar yanası

 Daha çok murat göresi

 A kızım kınan al olsun

 Vardığın yerler şen olsun

Kız ananı kızsın kodun

Ak bakracı susuz kodun

A kızım kınan al olsun

Vardığın yerler şen olsun

Kız baban pazara vardı mı

Alını yeşilini aldı mı

A kızım kınan al olsun

 Vardığın yerler şen olsun

 

Bu ağıtla hem kına yakılır hem de gelin ağlatmaya çalışılır. “Hani bu kızın anası “ bölümü okunurken kızın annesi ve kaynanası tarafından gelinin eline kınanın üstüne altın konurlur.

Kına gecesi kız tarafınca erkek tarafına damat bohçası getirilir ve bohça getiren bu ekibe erkek tarafınca yemek verilir ve eğlence düzenlenir.

 

GELİN ALMA (HAK):Perşembe günü gidilecek yerin uzaklığına göre tertip  edilir.Gelin almaya haka katılanlara hakçı denir.Eskiden gelin alma konvoyu  atlardan ve yaylı denilen binek at arabalarından oluşurken şimdi otomobillerden oluşmaktadır.Yolun uzaklığına göre yol boyunca hakçıya kuru yiyecekler(hak ketesi, düğün böreği ve çerez) ikram edilir ayrıca hak dönüşü uygun bir yerde mola verilip hakçıya yemek verilir.

Kızın evine varıldığında Gelini almak için damat ve yakınları eve çıkarlar.Burada gelinin kardeşleri bahşiş almadan kapıyı açmazlar, kapı açtırılı bur seferde çeyiz üzerine çocuklar oturtulur.Yine verilen bahşişten sonra çocuklar çeyizin üzerinden kaldırılarak çeyiz çıkartılıı arabalara yüklenir.Evinden çıkmadan önce evin genç erkeği, yok ise babası tarafından bekaret kuşağı denilen kırmızı kurdela gelinin beline sarılır, gelin ailesi vedalaşarak evinden çıkartılır.Gelinin çeyizi kadınlar tarafından gelin odasında sergilenir, misafirlere yemek ikram edilir.Eğlenceler ve kutlamalar yatsı namazına kadar devam eder.Damat ve sağdıcı yatsı namazına gider, kılınan namazdan sonra eve gelinir.Hoca, damadın babası, arkadaşları ve yakınlarının eşliğinde dua ve ilahiler okunur.

Kapı önünde bulunanlara şeker ve sigara ikram edilir ve yumruklarla, yumurtalarla damat gerdeğe girer. Gelin yüz görümlüğü almadan damada yüzünü göstermez.

 

Düğünün üçüncü günü semet günüdür. Semet damadın evinde yapılır. Gelin gelinliğini çıkarıp en güzel elbieselerini giyerek tebrikleri kabul eder. Kız tarafının damat evine ulaşabilmesi için vasıtalar gönderilir düğün evinde semede gelenlere yemek ikram edilir. Yemek sonrası kız ve erkek tarafı hep birlikte eğlenirler ve düğün biter.

 

Halk Oyunlarımız

 

İlçemizde oynanan halk oyunları Kastamonu genelinde oynanan oyunlardır.Bunlar;

 

1.SEPETÇİOĞLU
Kastamonu’nun en bilinen oyunudur.Oyun erkekler tarafından oynanan bir zeybek oyunudur.Oyun davul ve zurna eşliğinde oynanır.Oyunun hikayesi şöyledir;

Sepetçioğlu bir ananın kuzusu,
Hiç gitmiyor kollarımın sızısı,
Böyleyimiş alnımızın yazısı
Yassıl dağlar yassıl aman,
Osman Efem geliyor vay vay!
Osman Efe de, Osman Efe ha!.. Halkın gönlünde umut, yüreğinde sevgi. Zalimler, halk düşmanları derseniz, köşe bucak peşinde Osman Efe’nin. Yüreklerinde bir korku ki, uykuları bölünüyor geceleri. Derebeyi’nin dilinde Osman Efe’nin adı “Şu Sepetçioğlu denen eşkiyayı yakalayanı altınlara boğarım. Ölüsünü, ya da dirisini getirene bağlar, bahçeler vereceğim” diyor. Neden ki derseniz, diyelim. Sepetçioğlu Osman Efe mert. Bileğine güçlü, yüreğinesağlam.
Kastamonu’nun Araç ilçesinin Yukarı Avşar köyünden. Babasının bir karış toprağı yok. Köylük yerde topraksızlık kötü. El eline muhtaç eder topraksızlık. Muhtaç eder ki, gündelik işler karın doyurmaz. Eli görür, cebi görmez insanın. Osman’ın babası da öyle. N’apsın? Ek bir gelir gerek. Sepet yapıp satıyor. Hani çok bir şey kazanmıyor ama, geçinip gidiyorlar. Babasının ölümünden sonra Osman güç durumlara düşüyor. Geçim sıkıntısı çekiyor. Köyü terketmek zorunda kalıyor sonunda. Varıp Kastamonu’ya yerleşiyor. Baba mesleği sepetçiliği de iş ediniyor kendisine. Zaten bir anası, bir kendi. Geçinip gidiyorlar. Kollu sepet, ekmek selesi, küfe, çeşit çeşit. Küçüklü büyüklü. Günde birkaç tane yapıp satıyor. Bir de şu var ki, devir çok eski. Anadolu beylerin elinde. Her beylik kendi bölgesinde yaşayanlardan sorumlu. Yani ki, onların kazancını beylikler vergiliyor. Beyin emrinde sipahiler. Köy köy; kent kent dolaşıp kazançlarının bir kısmını topluyor. Ama öyle bir toplayış ki, düşman başına. Sipahilerin dediği dedik, çaldığı düdük. Varıyorlar harmanın başına “Bu harmandan elli gülek buğday ayırın aşar olarak” diyorlar. O kadar. çiftçinin eli kolu bağlı. Harmandan elli gülek buğday çıkar mı, çıkmaz mı. Belli değil. Çıkarsa geriye ne kalır. Kışın çoluk çocuk ne yer. Soran yok. Ya gelecek yılın tohumluğu? Sipahiler zalim! Gaddar! Şundan ki, sırtları kalın sipahilerin. İlk güvenceleri “Bey” sipahilerin. Sonra “Beylerbeyi”. Sonra da “Padişah”. Padişah açıyor ağzını “Şunca buğday, şunca arpa. Şunca deve gerekli bana” diyor. O kadar! Emri beylerbeyi alıyor, bey’e iletiyor. Bey de sipahilere. Ha, bir de “mültezim” denilen gelir toplayıcılar var. Filan köyün tüm gelirini kabala alıyor. Yani, bey istediği öşrü bildiriyor. Diyelim ki bey köyden yüz çuval pirinç istiyor. Bunu mültezim köylüden topluyor. Ayrıca kendisi için de ek yapıyor buna. Artık insafına kalmış. Ne kadar pay isterse onu da ekleyip varıp köylüye bildiriyor. “Ürününüzden şuncasını öşür olarak istiyorum. Filan yere getirip teslim edeceksiniz.” O kadar! Kim ki istenileni vermedi, ferman padişahtan. İnsaf sipahiden.
İşte Sepetçioğlu’nun yaşadığı devir, bu devir. Sepetçioğlu’nun yaşadığı beylik de İsfendiyaroğulları Beyliği. İsfendiyaroğlu Hamza Bey’de din-iman kıt! İnsaf vicdan hak getire! Öşrü artırdıkça artırıyor. Köylü bir deri bir kemik. Umurunda değil beyin. Durmadan daha çok vergi alınması için emir yağdırıyor. Sepetçioğlu o zamanlar daha“efe”değil.Osman diyor herkes!

“Sepetçioğlu Osman”.

Günlerden bir gün, dükkanında sepet örüyor Osman. Kapı tekmeyle açılıyor. “Hamza Bey’in emridir. Hafta sonuna kadar yüz tane sepet vereceksin öşür olarak. Ellisi sele, ellisi kulplu olsun”. Tak kapı sipahiler dışarda. Sepetçioğlu almış başını ellerinin arasına. Başlamış hesaplamaya. Günde iki sepet örse, hafta sonuna kadar oniki sepet yapar. Eldekileri de eklese, elli sepeti geçmez. Bunların tümünü verirse neyle geçinecek. Üstelik düğün hazırlığı var. Üçbeş kuruş bir kenara atmak gerek. Varıp anasına açmış durumu. Anası tasalı. “Oğlum sana kötülük yaparlar. Ne yapıp yap, istediklerini yerine getir. Baban rahmetli de çok çektiydi. Sepetleri yetiremeyince yollarda çalıştırdılar. Ev yapımında iş verdiler. Sen sen ol, çekin Osmanlı’dan. İstediklerini yetir. Yoksa iyi olmaz”. Olmazı belli. Ya çaresi? Ne yapsın Osman. Varıp komşu sepetçilerden ödünç sepet istese kim verir. Hepsi aynı durumda. Çaresiz Osman. Gözlerinde uykular kaçık. Hafta sonunu iple çekiyor. “Gelsinler. Durumu anlatırım. Nişanlıyım. Yakında düğünüm olacak. Biraz anlayış gösterin bana derim. Bunlar da insan. Canımı alacak değiller ya! Olanı alır giderler” diyor. İyi. Hoş! Ama evdeki Pazar çarşıya uymuyor. Hafta sonu gelip de sipahiler kapıya dayanınca işler karışıyor. “Vay efendim vay! Nişanlıymış da para gerekliymiş. Öküzün yamacına koşul da aklın başına gelsin. Gör bakalım, yol yapmak mı kolay yoksa sepet mi?” Osman’ın cevap vermesine kalmadan iki kişi yakalamış kollarından. Sürüye sürüye atın terkisine bağlamışlar. Sürmüşler atları doğru Bey’in huzuruna. Daha bir dolu adam bekliyor kapıda. Kiminin üstü başı lime lime, kiminin gözü yaşlı. Osman da girmiş aralarına. Girmiş ya, alıp veriyor, alıp veriyor. Çok geçmeden Bey görünmüş. Elinde nar çubuğu. Sıradan girmiş. “Demek emirlere karşı durursunuz. Canınız ucuz sizin. Keyfiniz bilir. Alın bunları yol yapımına koşun.” O kadar! Bey buyurur, beycik vurur. Adamlar sıra sıra dizilir yollara. Osman’ın içi içine sığmıyor. Osman tetikte. Osman yolun kuytusunu kolluyor. Sonra süzülüveriyor karanlıklara. Ver elini Kastamonu. İlkin anasına varıyor. Durumu sergiliyor. “Böyleyken böyle. Canımı zor kurtardım. Bu işin oluru yok. Sizi size bırakıyorum. Ben bu işi Bey’in yanına koymayacağım. Onca zavallı adamın ahını alacağım Bey’den”. Anası ürkek, “Oğul beyle yarışa çıkılmaz. Kolu uzundur Bey’in. Sağ komaz seni. Kapısında kulu çok. Baş edemezsin” diyorsa da Osman kararlı. “Görsünler el mi yaman Bey mi! Dinsizin hakkından imansız gelir. Yanına koymam bunu. Sen benim baba yadigarı tüfeğimi ver. Nişanlıma da gözkulak ol” deyip atlamış atına. Doğruca nişanlısının evine. Nişanlısı da yürekli kız. Üstelemiyor hiç.Osman düşüyor yollara. Varıp Bey’in konağına ulaşıyor. Pusu kuruyor. İsfendiyaroğlu Hamza Bey de at sırtında gezintiye çıkıyor çok geçmeden. Sözün kısası, Sepetçioğlu Osman, hakkından geliyor Bey’in. Sonda da atını mahmuzlayıp Gülpü Dağına sığınıyor. Gaddar Bey’in ölümünü duyan halk sevinç içinde. Dilden dile anlatıyorlar Sepetçioğlu’nu. Bundan böyle de adını, “Sepetçioğlu Osman Efe”yapıyorlar. Çokluk da Sepetçioğlu deyip kısadan kesiyor.Bey öldü diye, beylik dağılmıyor elbet. Hamza Bey’in oğlu Rüstem Bey alıyor beylik sırasını. Babasından daha gaddar Rüstem Bey. Halkı daha çok eziyor. Bir tek Sepetçioğlu karşı duruyor Rüstem Bey’in buyruklarına. Buyruğa buyrukla karşı koyuyor üstelik. Rüstem Bey, öşrün oranını artırınca o da buyrukluyor : “Filan gün, filan saatte, falan yere şu kadar baş koyun getirin.” O kadar! Koyunlar gelirse gelir; yoksa Bey’in adamlarından bir kaçı gider. Gidecek adamları da iyi seçiyor Sepetçioğlu.

En gaddarlarını, halka en çok eziyet edenini seçiyor sipahilerin.
Bey’i de alıyor bir telaş. Atlılar çıkarıyor Gülpü Dağına. Halk seviniyor. Sepetçioğlu’nun adı dillerde. Herkes elinden gelen yardımı geri komuyor. Aç-susuz bırakmıyor Sepetçioğlu’nu. Bey bakıyor bu işin oluru yok. İşi kurnazlığa döküyor. Sepetçioğlu’nun anasıyla nişanlısını yakalatıp getirtiyor konağına. Sonra da haber salıyor Sepetçioğlu’na : “Ya gelir teslim olur, ya da anasıyla nişanlısını boğdururum.” Sepetçioğlu durumu öğrenince bir gece baskın yapıyor Rüstem Bey’in konağına. Anasıyla nişanlısını alıp kaçıyor. Kimi, “Beyin adamlarının arasında Sepetçioğlu’nu tutanlar vardı, onlar yardım etti” diyor; kimi, “Sepetçioğlu çatal yürekli. Bir nara atmış ki yerler yerinden oynamış.

Kimsenin kılı kıpırdamamış” diyor.
Sözün özü, Sepetçioğlu, anasıyla nişanlısını da alıp Gülpü Dağına çıkmış yeniden. Adı daha da büyümüş. Halk daha tutar olmuş. Beyin yüreği korkulu. Öşürü, eziyeti bırakıp bir tek Sepetçioğlu’nun peşine takmış adamlarını. Sepetçioğlu derseniz üç can. Anasıyla nişanlısı da yardımdan çok yük oluyarlar ona. Sipahilerin yaklaşma haberini duyunca yer değiştiriyorlar. Gün oluyor aç-susuz, saatlerce yürüyorlar. Anası derseniz yaşlı. Yola dayanamıyor. Teslim olmayı da istemiyor. Biliyor ki Rüstem Bey sağ komaz bu kez. Derken sipahilerin tuzağına düşüyorlar birgün. Sepetçioğlu, aslanlar gibi döğüşüyor. Nişanlısıda öyle.  Ama anası; anası yürüyemiyor gayrı. Vuruşa vuruşa geri çekiliyorlar. Ama uzun sürmüyor bu. Sipahiler dağın tepesini dolanıp arkadan sarıyorlar. Daha çok dayanamıyor Sepetçioğlu.
Üçünün ölüsünü şenlikle şehire getiriyor sipahiler. Günlerce yiyip içip keyfediyorlar.

Halk geriden izliyor bu şenlikleri. Bir de türkü yakıyorlar Sepetçioğlu için. Alıp Sepetçioğlu’nun

tüm yiğitliğini koyuyorlar bu türküye…
SEPETÇİOĞLU,
Sepetçioğlu bin ananın kuzusu,
Hiç gitmiyor kollarımın sızısı,
Böyle imiş alnımızın yazısı,
Yassıl dağlar Osman Efem geliyor.
Yaslan Sepetçioğlu yaslan,
Laleli çimenli dağlara yaslan,
Analar doğurmaz sen gibi aslan,
Yassıl dağlar, Osman Efem geliyor aman!
Kalk gidelim kışla önü aşağı,
Salıvermiş ince belden kuşağı,
Yaman olur Kastamonu uşağı,
Yassıl dağlar, Osman Efem geliyor aman!

 

OYUNUN OYNANIŞI

Oyun dairede oynanır. Oyuncular kollar yanda ve açık, dairede dönerler.Söz başlar, dönme devam eder ama sözler hareketlenmeye başlarken oyuncular sağ ellerini alınlarına getirirler ve ortaya dönerler.Sağ ayakla başlayan ve sağdan kendi ekseninde yapılan dönüşle kol çevirmeler yapılır.(sözün sonuna kadar).Kollar yukarıda sallandıktan sonra sol ayağı kaldırarak başlayan öne geri adım atmalar yapılır. Kol çevirmenin ardından sağa ve sola atışlar yapılır.İ ki defa zıplayarak iki eli yere uzatmalar ve sağdan yapılan eksende dönmeler yapılır(kollar yukarıdadır), kol sallama ile birinci bölüm sona erer.

Dairede dönerek, sözle birlikte tekrar ortaya dönme ve sözün sonuna kadar ilk bölümün aynısı yapılır. Sözler bitince sağa doğru düz yürüyüş ve çökerek sağ dizi yere vurma, el vurup sekme ve iki defa sağ ve sol dizleri yere vurma, ikinciden sonra sağdan dönerek ters yürüme ve sağ ve sol dizleri vurma sol diz yerde dururken kol çevirme ve sallamalar yapılır. Ayağa kalkıp sol tarafta el vurma kol sallama ve ikinci bölümün sonu gelir.

Eksende dönmeler ve sözler bitene kadar aynı yerlerin tekrarı.Sol adımla başlayan sağ ayak önde sol ayak arkada sağa doğru çapraz yürümeler yapılır.Önce sağ ayağı sola sonra sağa ve sonra diz altına çekilir..Aynı hareket sol ayakla da yapılır..Bir defa yerinde kol sallanır ve arkasından solu çekip sağ ayak üzerinde sekerek yere uzanılır, sol tarafta el vurulur.İkinci tekrardan sonra el vurmayı ritme uygun olarak beş kez yapılır.Dairede dönerek oyun bitirilir.

2.TİRİDİNE BANDIM

TÜRKÜNÜN SÖZLERİ
Manda yuva yapmış söğüt dalına türküsünün sözleri ise şöyle:
Manda yuva yapmış söğüt dalına, aman aman
Yavrusunu sinek kapmış gördün mü?
Amanin yandım
Amanin amanin amanin yandım
Tiridine tiridine tiridine bandım
Bedava mı sandın para verdim aldım
Of-of
Sabahleyin erken çifte giderken aman aman
Öküzüm torbadan düştü gördün mü?
Amanin yandım
Of-of
Sabah ezanını okurken-aman aman
Müezzin minareden uçtu gördün mü?
Amanin yandım

TÜRKÜNÜN HİKAYESİ;Dönemin beyi tarafından halk ozanlarının yönetim aleyhine söz söylemeleri yasaklanmıştır. Bu yasağın yanı sıra saz çalıp türkü söyleyen ozana bir eğlencede kendilerine türkü çalması emrivakisi yapılmış, bir kenara da önüne kuru ekmeklerden oluşan yemek konmuştur. Bu ortamda bu türkünün çıktığı söylenmektedir.Ozan da kendisine yapılan bu haksızlığı onlarla dalga geçerek dile getirmiştir.
Şöyle ki:

Tosya bilindiği gibi pirinci ile ünlüdür. Çeltik tarlalarının sürülmesinde kullanılan manda yazın sıcağında göletlere yatarak az kıllı olan derisini hem serinletmek hem sineklerden korumak amacıyla çamura bular. Bunun içinde göletlerin ve çeltik tarlalarının kenarlarında bulunan ve dalları da suyun içine kadar uzanan salkım söğütlerin dalları üzerine, gölgesine yatar .İşte mandanın söğüt dalına yuva yapması budur. Yavrusunu sinek kapması da yavrunun sinek tarafından ısırılmasıdır. Çünkü yörede kapmak sözü ısırmak anlamındadır. “Köpek kapar” gibi.
Ayrıca “cız tutmak” diye bir deyim vardır. Bir tür sineğin hayvanların kuyruk altlarına girip ısırması ile oluşan ve hayvanı delirten oradan oraya sıçratan bir olaydır.

 

Ardından “gördün mü” sözcüğü ile türküye devam edip akıl almaz olayların olduğunu vurgulayıp alay etmektedir.
İkinci kıtadaki “Öküzün torbadan düşmesi ise, öküzlerin hem yemlenmesi, ekine zarar vermemesi, hem de zaman kazanmak için boyunlarına takılan yem torbasının öküzün boynundan çıkması ve öküzün yemeden içmeden kesilmesi anlamını taşır.
Üçüncü kıtadaki müezzinin minareden uçması da erenlere karışması ermesi anlamındadır.
Bağlantı bölümünde de tirit yemeğini emeği karşılığı hak ettiğini anlatıyor. Tirit, kuru ekmekleri sıcak su ile ıslatılarak yapılan bir yöre yemeğidir. Durumu iyi olanlar et suyu soğan ve kıyma da ilave edebilirler.

Oyun dairede oynanır. Kollar yanda ve aşağıda ritme göre sallanarak hareket eder. Oyun sağ adımla başlar. Sağ-sol- adım alındıktan sonra sağ ve sol adım yerinde yapılır. Sözler başladığında dairede dönme devam eder. Sözlerin “hey hey” bölümünde “hey” diye bağırmalar vardır.

 

“Yavrusunu sinek kapmış” diye devam eden yerde , sağ taban üzerinde sol diz kırık vaziyette , kollar silahlığın önünde hafifçe kanat çırpma yapar.”Gördün mü “ derken sağ el gözlerin üzerine koyularak bakış yapılır.”Amanın” diye başlayan yerde sağ kol aşağıda sol kol yukarıda yanlara açık şekilde soldan dönmeler yapılır.”Bedava mı sandın” denirken ortaya dönülerek ayaklar yan yana pozisyonda ,dizlerden kırılarak yaylanma yapılır ,bu sırada kollar ikisi aynı anda öne geri sallanır.Bu figürle birlikte dört yaylanmadan sonra bir kez zıplama yapılır.Sekiz defa sağa sola atlamalardan sonra soldan eksende dönüşler tekrar edilir.Müziğin başında bütün oyuncular yürüme adımlarıyla ortada küçük daire yaparlar, seri adımlarla dairedeki yerlerine geçerler.Dairede dönme hareketleri içe alınan sağ adımla yapılır.Sol kol yukarı kaldırılarak başlayan kol hareketleri ile birinci bölüm sona erer.
“Sabahleyin erken çifte giderken “ diye başlayan sözlerde aynı birinci bölümde olduğu gibi başlanır.”Öküzüm torbadan düşmüş” denilince eller sol omuzda birleştirilir, sol diz kırık şekilde sağ tabanda yapılan figür tekrarlanır.”Amanın” diye başlayan yerde önde kaşık vurularak sol diz çekilerek sağ ayak üzerinde sekmeler yapılır.Bu hareket 8 defa yapılır.Sol ayak sola doğru adım alır sağ ayak yanına, 4 defa dairede dönmeden sonra sağ ayak sağa adım alır ve dört defa tekrarlanır. Ortaya yürüme ve yerine dönmeler tekrar yapılır.
Üçüncü bölüm aynı şekilde başlar. Sözlere uygun şekilde ya kuşak gösterilir ya da elek sallanır. Birinci bölümde yapılan öne geri kolların sallanması ve yaylanmalar ve zıplamalar tekrarlanır. İki diz yan yana yere koyulur öne, yana ve geri uzanarak oynanır ve oyun ayakta sağ ayağı öne basılarak yapılan dörtlü adımla ve dairede dönerek sona erdirilir.

 

3.DEĞİRMENCİ

Değirmenci amanın
Yallah yallah değirmenci
Sırma gibi saçlar
Kalem gibi kaşlar
Hep senin olsun
Öğüt öğüt buğdayımı

Olmaz kadıncık olmaz
Oluklarda su durmaz
Arkadaşlar razı da olmaz
Al git buğdayını

Değirmenci amanın
Yallah yallah değirmenci
Elma gibi yanaklar
Kiraz gibi dudaklar
Hep senin olsun
Öğüt öğüt buğdayımı

Olur kadıncık olur
Oluklarda su durur
Arkadaşlar razı da olur
Senin buğday un olur

 

Oyun dairede başlar.Kollar yanda ve aşağıdadır.Vücut sağa sola küçük adımlarla yerinde hareket eder.el, kol ve mimiklerle sözlere uygun hareketler yapılır.Sözlerin arasında çalınan saz bölümlerinde sağdan dönüşler yapılır.Bu dönüşlerde önce sağ adım alınır ve üç adımda dönme tamamlanır.Dönmeler sırsında öne doğru eğilme yapılır.
Sözlerin bitişi ile birlikte , sağ adım içe basılarak dairede sağa kaymalar yapılır.Kollar açık ve yukarıdadır.Sekiz sayılık kaymalardan sonra eşler karşılıklı geçerler ve sağ ve sol kol yanda aşağı yukarı kaldırarak oynarlar.Sekiz sayıda arkada kalan oyuncuya döner ve yine karşılıklı oynarlar.
Müzik başında sağa doğru kayma yaparlar.Bunu yaparken sağ ayak öndedir sol ayak arkadan gelir.Soldan dönüşler ve tersine dönüşler yapılırken önce sağ kol aşağıdadır, sonra kol değiştirilir ve sol kol aşağı iner.Geriye açılırken sekiz sayılı ayak atmalar yapılır.Atmalardan sonra sağ ayak içe sert bir adım alır ve aynı anda kaşık vurulur ve vücut öne doğru eğilir.Eğilerek sağdan dönüş , üç adımla tamamlanır.Dönüşün sonunda sağa ve sola uzanarak oynanır, zıplayarak kaşık vurulur ve soldan dönüş yapılır.Kollar yana açık olarak ortaya yürüme ve geri açılma yapılır.Öne adım alarak dairede yürümelerle oyun sona erdirilir.

 

4-GÖKÇEAĞAC’IN KİLİMİ

Gökçe Ağacın Kilimi (Asker Yarim)

Gökçe ağacın kilimi
Tut kaynana dilini
Oğlun akşam gelince
Kırar kambur belini

Oy oy oy yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin verse
Can olur gelir yarim
Hey hey hey yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin vermez
Ne yapsın benim yarim

Bahçede bakla kaynana
Dibini de yokla kaynana
Oğlun akşam gelecek
Pırtını topla kaynana

Oy oy oy yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin verse
Can olur gelir yarim
Hey hey hey yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin vermez
Ne yapsın benim yarim

Kaynananın dileği
Hep doldurur fileyi
Oğlan askere gidince
Gelin çeker çileyi

Oy oy oy yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin verse
Can olur gelir yarim
Hey hey hey yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin vermez
Ne yapsın benim yarim

Kaynanam bakar camdan
Suyu doldurdum çaydan
Ben yarimden vazgeçmem
Geçerim tatlı candan

Oy oy oy yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin verse
Can olur gelir yarim
Hey hey hey yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin vermez
Ne yapsın benim yarim

Kaynanamı severim
Elaleme överim
Eller bana acırsa
Askerime giderim

Oy oy oy yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin verse
Can olur gelir yarim
Hey hey hey yarim
Askerdir benim yarim
Subaylar izin vermez
Ne yapsın benim yarim
Kollar yukarda başlar. Her dört sayıda kollar yukarda sağa sola sallanır.Dört sayının sonunda aşağı eğilerek sağ tarafta kaşık vurulur.
Sol ayağın tabanında, sağ ayağın ucunda oynanır.Sağ ayak her adımda yukarıya doğru çekilir.Dört sayıda yapılan eksendeki dönmeler de yaptırılabilir.

5-ORMANCI
Kollar yukarıda düz yürüme adımları ile oyun başlar.Kollar hafifçe sallanır.Türkünün sözleri başlayınca sağla başlayan ve iki kolun da aynı ayakla aşağıya uzatıldığı ve dönüşte kol uzatmaların yukarı yapıldığı bölüm başlar.Yerine dönüşten sonra durduğu yerde ayak atmaları yapılır. Oyun sonuna kadar bu figürlerle devam eder.

Manilerimiz

MANİLERİMİZ:

İlçemizde kocası askere ya da gurbete giden kadınların yazdıkları düşünülen bir mani;

 

Aramıza girdi dağlar

Ayrılık yüreğimi dağlar

Oğlun babam diye ağlar

Ah bizleri ayıran gurbet

Yuvaları yıkan gurbet…

 

İlçemizde 1889 ve 1923 Yıllarında iki büyük yangın meydana gelmiş ve  yangınlarla  birlikte Küre büyük bir zarar görmüştür.1923 Yılında meydana gelen yangın sonrasında yeni evlenen bir bayan tarafından yazılan beyir şöyledir;

 

Erdik Ramazanın Yirmiyedisine

Bu felaket hazırmış ertesine

İlerliyor ateş belediye dairesine

Aman belediyemiz nerdesin

Ah inil inil yanan Küre

Pek muazzam idi bizlere göre

 

Oldu Ramazanın Yirmisekizi

Kalmadı Küre’nin dörtte birisi

Beş büyük caminin kaldı birisi

Ah inil inil yanan Küre

Pek muazzam idi bizlere göre

 

Sabahleyin onbirde çıktı bir duman

Aştı inil inil hiç vermez aman

Beşbuçuk saatte kül oldu cihan

Ah inil inil yanan Küre

Pek muazzam idi bizlere göre

 

Bugün halimizi mevla duymuyor

Ahizarımıza dağlar inliyor

Çifte mektepler ateş geliyor

Aman mülkiyeliler nerdesiniz

Yarın işinize nerede bakarsınız

 

Yeşil giymiş karşıki dağlar

Derelerde sular efgan ile çağlar

Aman bu ne iştir hiç akıl ermez

Fikri olan bunu hiç kuldan bilmez

Ah inil inil yanan Küre

Pek muazzam idi bizlere göre.

 

Birde padişahlık zamanında geçtiği varsayılan bir olay üzerine yazılmış bir beyit vardır.Rivayete göre; Adamın biri evine ciğer almış ancak eşi komşuları ile kapı önünde sohbet ederken kediler ciğeri yemiş.Akşam eve gelen koca olayı öğrenince çok kızmış ve karısını boşamış.Kadında bunun üzerine aşağıdaki beyiti yakmış;

 

Kedi değil bir mestan

Su içer kalaylı tastan

Ayırdı beni vefalı dosttan

Evciğezimi ıkan ciğer

Belciğezimi büken ciğer

 

 

 

Mahalleye vardım durmadım

Kapıya manda vurmadım

Gelip evde ciğeri bulmadım

Evciğezimi yıkan ciğer

Belciğezimi büken ciğer

 

Akşam oldu kocam geldi

Al beri Hatun ciğeri dedi

Herif ciğeri pistan yedi

Nikahımı önüme koydu

Evciğezimi yıkan ciğer

Belciğezimi yıkan ciğer.